bekman.tv


SIKINTI BİTTİ, MUTLULUK GİTTİ

Tarih: 20-01-2020 05:48

 

Almancı bir akrabamızın getirdiği pikap ve lambalı radyo dinlemekle geçti çocukluğumuz. Sonra dünya çığır atladı, teyple tanıştık.

Teybe kadarki süre içinde radyomuzun en çok mesai yapan dalgası kısa olandı. O dalga da neler yoktu ki? Budapeşte, Sofya, ‘Bizim Radyo’, Polis, Meteoroloji’ye kadar ne ararsan.

Sabahın köründe Budapeşte Radyosu’ndan Yüksel Özkasap ve o yılların cevherlerini dinleyerek başlardık güne. Aynı günü kapatmamızsa Bizim Radyo ile olurdu. Ne radyoydu be. Türkiye’de yaşanan gerçekleri gece olunca bu radyodan öğrenirdik.

Devlette bilmezdi nereden yayın yaptığını. Komünist radyoydu ama her şeyin doğrusunu anlatırdı. Boru gibi sesi vardı adamın. O sesi duymak zaten büyük heyecandı. “Burası Bizim Radyo” dedi mi, vücudumuzda titremeyen organ kalmazdı

Anlayacağınız bizler Türkiye’yi yaşarken değil, dinlerken öğrenen nesilden geliyoruz.

Rahmetli babam, gerçek bir plak aşığıydı. Her Cumartesi iş dönüşü yolunu iki kat daha merakla gözlerdik. “Acaba baba bu hafta kimlerin plaklarını getirecek?”

10 plakla girerdi evden içeriye. Bunların arasında Safiye Ayla, Hamiyet Yüceses, Şükran Ay, Müzeyyen Senar, Mustafa Kandıralı, Hacer Buluş, Zeki Müren ve daha bir çok o dönemin ünlülerine ait plaklar olurdu.

Sonra biz ellenip ayaklanmaya başladığımızda kendi plaklarımızı kendimiz almaya başladık. Neşe Karaböcek, Gönül Akkor, Yıldırım Gürses, Ahmet Üstün, Nuri Sesigüzel, Cahit Seyhanlı, Ertan Anapa, Cem Karaca, Erol Büyükburç, Selçuk – Rana Alagöz, Beyaz Kelebekler, Edip Akbayram, Timur Selçuk, Hümeyra ve daha niceleri dinlediğimiz isimlerdi.

O yıllarda okuduğumuz gazeteler; Tercüman, Milliyet, Hürriyet, sonra Günaydın ve çok sonra Sabah gazeteleriydi.

Okuduğumuz dergi ise ‘Hey’di. Müzikte ki en son haberler Hey’den başka bir yerde okunmazdı. Hem bütçeye uygundu hem de içiyle dışıyla haber doluydu.

Cumartesi günleri ayrıca iple çektiğimiz radyo programları içinde haftanın 6 günü sabırla beklediğimiz; Türkçe Hafif Müzik saatiydi.

Mevsim yaz ise, hafta sonu yazlık sinemada Kartal Tibet, Ediz Hun, Sadri Alışık, Ayhan Işık filmleri varsa bizden önce gidenlere tahta sandalyemizi ayırttırırdık. Sonrası gelsin çekirdek, gitsin gazoz. Bunların hepsi iyi hoştu da, geriye cevabı beklenen tek bir soru kalıyordu; ‘Oda gündüz kur yaptığımız cıbırlar acaba aileleri nezaretinde sinemaya avdet edecekler mi?’

Gelmişlerse o gece film güme giderdi. Çünkü gözlerimiz karanlıkta bile olsa birbirini bulur, perde yerine birbirimizin gözlerine bakar dururduk.

İçimizden ettiğimiz tek dua vardı. “Allah’ım şu film bitmesin, sabaha kadar sürsün”

Allah’ta arada bir duamızı kabul eder, sabaha kadar sürmese bile arada bir film kopar, makinist iki ucu birbirini ekleyene kadar fazladan 15-20 dakika kâra geçerdik.

Çocukluk işte. Akıl başta olacağına başka yerlerde haliyle.

Sonra teyp dönemi başladı memlekette. Aman ne güzel bir alet dedik bağrımıza bastık. Şarkı dinliyorsun, kendi sesini kaydediyorsun, hele bir de radyolu ise değme keyfine.

Benimkisi Philips’ti. Model olarak güzeldi ama sık bozulması yüzünden beni zaman içinde özel tamircisi haline getirdi.

Son vidasına kadar söküp yapıyordum. En fazla üç gün gidiyordu. Sonrası yine malum: ‘arıza’

Sıkıntı boldu ama mutluyduk be!

Teknoloji geliştikçe önce sıkıntılarımız gitti. Ardından mutluluklarımız. Her şey sunileşti. Zamanla sunileşmekten insan karakteri de aldı nasibini.

Değişmedim diyenin alnını karışlarım. Hepimiz değiştik. Hepimiz yavşaklık maratonunda ipi göğüsleyebilmek için birbirimizle yarış halindeyiz.

Şimdi mi?

Organik doğduk, suni gidiyoruz.

Sevap az, günah çok

Attığımız her adım, takvimden düşen her yaprak, milli finale götürüyor bizi.

Bugün yarın çalar kapımız

Ölmesi bir şey değil, gideceğimiz yer kötü be !

Neyse, yeter bu kadar geçmiş ve gelecekten bahsettiğimiz

Ben yine kendime has parolamı tekrar edeyim

‘Tavşanın kulakları dikine, ölmüşüm kalmışım çok şeyime’


YAZARIN DİĞER YAZILARI


Masa Üstü Sürüme Geç

View My Stats